İngiltere’ye Bir Yolculuk: Günden Kalanlar

İngiltere’ye Bir Yolculuk: Günden Kalanlar

Kazuo Ishiguro’nun en bilinen romanlarından biri olan Günden Kalanlar, aynı isimle 1993’te filme uyarlanmıştı. Filmin yayınlanmasının üzerinden neredeyse otuz yıl geçmiş olduğundan bu karşılaştırmayı yapmaya biraz geç kalmış olabilirim. Fakat Günden Kalanlar, zamanla eskiyen bir eser değil. Ben de şimdi size bu eserler hakkındaki düşüncelerimi ve aralarındaki farkları anlatacağım. İyi okumalar dilerim!

Günden Kalanlar Ne Anlatıyor?

Günden Kalanlar‘ın ana karakteri İngiltere’deki bir konakta baş uşaklık yapan Stevens. Konaktaki çalışan azlığı yüzünden yeni birilerini arayan Stevens, eski bir dostu olan Bayan Kenton’dan bir mektup alıyor. Ardından onu geri dönmeye ikna etmek için yolculuğa çıkıyor. Biz, yolculuk sürecinde onun şimdi yaşadıklarını, anılarını ve düşüncelerini okuyoruz. Kazuo Ishiguro, Günden Kalanlar’da bize Stevens’ın anlatmadıklarını da yazmadan aktarmayı başarıyor. Romanın en ilginç yönü de bu. Ishiguro’nun kalemi ise okuduğum bütün romanlarında olduğu gibi çok güzeldi. Kitabı severek okudum. Filmi de romanı kadar sevilmiş. Filmi izlememiş olanlar için alta fragmanını bırakıyorum.

Başarılı Bir Uyarlama Nedir?

Eğer bir filmin uyarlama olarak ne kadar iyi olduğunu konuşuyorsak ilk önce başarılı bir uyarlamayı tanımlamamız gerek. Tabii ki bu tanım, kişiden kişiye, filmden diziye farklılık gösterir. Sizin cevabınız benimkinden farklı olabilir. Doğru bir tanım veya cevap olmadığı için ben filmi kendi düşüncelerime göre yargılayacağım. Bence bir uyarlamanın başarısını karakterlerin oyuncularla olan uyumu ve kitaba sadık kalınması gibi başlıklara ayırabiliriz. Gelin Günden Kalanlar’ı bu başlıklar doğrultusunda inceleyim.

Kitaptaki Olaylar ve Filmde Olanlar

Filmi izlemeden önce en çok merak ettiğim nokta, kitabın kurgusunu beyaz perdeye nasıl yansıtacaklarıydı. Günden Kalanlar ana karakterin gözünden yazılmış bir kitap ve karakterin geçmişi hatırlaması ile günümüzde olanlar arasında ilerliyor. Anlatıcı olan Stevens’ın gözünden değil de gözlemci olarak hikayeyi görecek olmak beni biraz tereddüte düşürdü. Şüphelerime rağmen film, kurguyu başarılı bir şekilde beyaz perdeye aktarmış. Karakterin hissettiklerini kitaptaki gibi birinci ağızdan dinleyemesek de filmde onun düşüncelerini, duygularını anlayabiliyoruz. Ayrıca birkaç kısmı çıkarmak ve bir iki küçük değişiklik yapmak dışında kitapta yaşanan hemen hemen her şeyi korumuşlar. O değişikliklerden daha sonra spoilerlı olarak bahsedeceğim.

Günden kalanlar

Kitap ve film birbirine fazlasıyla benziyor ve birini sevmeyenin diğerini de sevmeyeceğini düşünüyorum. Günden Kalanlar kötü bir kitap değil ama herkese hitap ettiğini düşünmüyorum. Çünkü kitap oldukça durağan ve sakin bir biçimde ilerliyor. Fazla olay olmuyor. Bunun nedeni de yazarın daha çok karakterin düşüncelerine odaklanması. Film için de benzer şeyler geçerli. Sevmeme rağmen sıkıldığım zamanlar oldu. Eğer rahat okunacak veya izlenecek bir şey arıyorsanız Günden Kalanlar muhtemelen doğru bir tercih olmaz.

Oyuncuların Karakterlerle Uyumu Günden kalanlar

Bazı yazarlar kitaplarında karakterlerin dış görünüşü üzerinde çok durmamayı seçer ve Ishiguro da Günden Kalanlar’da bunu uygulamış. Hiçbir karakterin detaylı bir betimlemesi yok; saçları, gözlerinin renkleri, boylarını bilmiyoruz. Yönetmenin hayal gücüne ve seçimine kalmış hepsi. O nedenle karakterlerin dış görünüşü hakkında pek bir yorum yapamam. Fakat ilginç olan şu ki Stevens’ın dış görünüşü tam olarak hayalimde canlandırdığım gibiydi. Aktör sadece dış görünüş olarak benzemekle kalmamış, Stevens’ı o kadar iyi canlandırmış ki… Filmde en çok beğendiğim nokta da bu oldu. Karakterin hissettiklerini kitaptaki gibi okumasak da duygularını ve düşüncelerini görebiliyoruz. Diğer oyuncular da iyiydi fakat bir Stevens etkisi yaratmadılar bende.

Filmin oyuncu kadrosunu oluşturan kişiler, işlerinde başarılı ve ünlü oyuncular. Ana karakteri oynayan kişi Kuzuların Sessizliği’nden tanıdığımız Anthony Hopkins. The Remains of the Day’deki performansı ile Oscar Ödülü de dahil birçok en iyi erkek oyuncu ödülüne aday olmuş, bazılarını kazanmış. Bayan Kenton’ı, Anthony Hopkins kadar ünlü bir isim olan Emma Thompson oynuyor. Onlar iki ana karakteri canlandırırken Christoper Reeve (ya da ilk Süpermen) ve Hugh Grant gibi aktörler de yan karakterlere hayat veriyor. İzlemeye başlamadan önce oyunculara dikkat etmemiştim ama filmin başında isimlerini görünce şaşırdım. Yönetmen çok güzel bir kadro oluşturmuş.

Dikkat dikkat, bu noktadan sonraki kısım bazı küçük spoilerlar içermektedir. Kitabı okumadıysanız ya da filmi izlemediyseniz yazının bu kısmını okumamanızı tavsiye ederim.

Kitap ve Film Arasındaki Farklılıklar Günden kalanlar

Filmle kitap arasındaki değişiklikler olabildiğince az tutulmuş ama sonuçta ikisi farklı sanat dalları ve bazı değişikler zorunlu oluyor. Örneğin Bayan Kenton’ın eğittiği Lisa’nın konaktan ayrılmasında olan farklılıklar: Kitapta Lisa ve baş uşak yardımcısı beraber kaçarak arkalarında bir not bırakıyorlardı. Biz de yaşananları Stevens’ın ağzından dinliyorduk. Filmde ise durum birazcık daha farklı. Lisa kaçmak yerine Bayan Kenton’a gidip açıklama yapıyor ve istifa ediyor. Bence bu gibi küçük değişiklikler filmde gerekliydi çünkü sadece o notu görseydik Lisa’nın kendi bizzat ifade edişi kadar etkili olmazdı. Birkaç yerde daha bu tarz farklılıklar vardı ve bunlar filmi daha da güzel yapmıştı. Ama arada gereksiz farklılıklar da yok değildi. Mesela neden evin yeni sahibi kitaptakinden farklı? Ya da son sahnede hiç değişim olmasaydı daha güzel olur muydu? Bana gereksiz gelseler de olay örgüsünü fazla etkilemedikleri için bir sorun yaratacaklarını düşünmüyorum.

Günden kalanlar

Uzun lafın kısası, bana göre The Remains of the Day, iyi bir uyarlamanın sahip olması gereken tüm özelliklere sahip. Eğer başarılı bir kitap-film ikilisi arıyorsanız, Günden Kalanlar’a gönül rahatlığıyla bakabilirsiniz. Günden Kalanlar kitap olarak kendi alanında başarılara imza atmış, The Remains of the Day ise film olarak birçok ödüle aday olmuş ve aday olduğu ödüllerin de bir kısmını kazanmış. Ayrıca film ile kitap neredeyse tıpatıp aynı olduğu için önce izleyip sonra okumanın ya da önce okuyup sonra izlemenin bir fark yaratacağını düşünmüyorum. Genelde önce kitabı okumak daha iyidir ama Günden Kalanlar’da bu durum iki türlü de güzel olur eminim. Hangi sırayı tercih edeceğiniz size kalmış.

Günden Kalanlar hakkında bütün söyleyeceklerim bu kadardı. Bir yazının daha sonunda ulaştık. Başka yazılarda görüşmek üzere, kitaplarla kalın!

Beğenebileceğiniz diğer yazılarımız:

Yazı oluşturuldu 37

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.