Bibliyoraf Ekibinin 2021’in İlk Yarısında Sevmediği Kitaplar

Bibliyoraf Ekibinin 2021’in İlk Yarısında Sevmediği Kitaplar

Yılın ilk altı ayını geride bırakırken listelerimiz hem sevdiğimiz hem de sevmediğimiz kitaplarla doldu. Biz de Bibliyoraf ekibinden Zeynep Öztürk, Büşra Özkaya, Pınar Görcelioğlu ve Aycan Güven’e bu yılın ilk yarısında hangi kitapları sevmediklerini sorduk, onlar da sizin için cevapladı. Bibliyoraf Ekibi

bibliyoraf ekibi. 1. bibliyoraf ekibi bibliyoraf ekibi bibliyoraf ekibi. ekibi. bibliyoraf ekibi. bibliyoraf ekibi. 1. bibliyoraf ekibi bibliyoraf ekibi bibliyoraf ekibi. ekibi. bibliyoraf ekibi.

Proje Sorumlumuz Büşra Özkaya’nın Sevmediği Kitaplar

Büşra Özkaya ilk altı ayı şöyle değerlendiriyor:

Yarısını geride bıraktığımız 2021 yılında çok güzel kitaplar okudum, bazılarına aşık oldum. Bu güzel kitapların yanında okurken nefret ettiğim, hiç sevmediğim kitaplar da oldu elbette. Size bunlardan üç tanesinden bahsedeceğim.

 Bibliyoraf Ekibi

Büşra Özkaya’nın yılın ilk altı ayında sevmediği kitaplar şöyleymiş:

  • Masumiyet Müzesi // Orhan Pamuk
  • Sarai // J.A Redmerski
  • Yılan ve Güvercin // Shelby Mahurin

Bu kitapları şöyle değerlendiriyor:

Kimilerinin en sevdiği Orhan Pamuk kitabı Masumiyet Müzesi. Ancak ben insanların bu kitabı neden bu kadar çok sevdiğini anlayamadım. Pamuk, uzun zamandır merak ettiğim için beklentimin çok yüksek olduğu bir yazardı ancak dönem betimlemeleri dışında abartılacak bir yanını göremedim. Kitapta İstanbul’u çok güzel anlatmış, adeta o yılların İstanbul’unda yaşıyor gibiydim okurken ama ana karakter olan Kemal, o kadar usandırıcı biriydi ki bir noktadan sonra dönem betimlemeleri de güzelliğini kaybetti. Kemal’in karakteri, Füsun’a karşı olan saplantılı aşkı ve bu aşk çevresinde yaptığı her şey benim için çok rahatsız ediciydi ve okurken de beni çok yordu. Bu yüzden aylarca elimde sürünüp zar zor bitirdiğim bir kitap oldu.

Bibliyoraf Ekibi

Sarai okuduğuma bin pişman olduğum bir kitap. Ben hayatımda bu kadar yanlış mesajlar içeren başka hiçbir kitap okumamışımdır. İstismar güzellemesi mi dersiniz, Stokholm Sendromu’na benzer bir şey yaşayıp aşkından ölen bir karakter mi dersiniz, sırf cinsel sahneler yazabilmek için özellikle kadın aşağılaması mı dersiniz, hepsi var. Bir de bu kitap bir SERİNİN ilk kitabı ve bu seriyi çok sevip önerenler var. O kişilere sesleniyorum, aynı kitabı okuduğumuza emin miyiz?

Yılan ve Güvercin’i sevmeme sebebim kurgusunun ya da karakterlerinin çok berbat olması değil. Bu kitabı sevmedim çünkü çok eksik bir kitap. Yazar kitabı 2019 yılında çıkarmış, kendince güzel bir dünya kurmuş ve bunu üç kitaplık bir seriyle anlatmak istemiş. Buraya kadar çok güzel. Ama sene 2019. Artık bize eksik dünyalar, ne olduğu belirsiz büyü sistemleri, bir anda harika planları ortaya çıkan herkesten akıllı karakterler vermeyin. Okuyucu artık daha zengin içerikler, daha gerçek karakterler arıyor. En azından ben arıyorum ve aradığım hiçbir şeyi vermedi bu kitap bana. Ha, akıcı mı? Evet. Reading slump döneminde okumak için boş, çerezlik kitap ararsanız alıp okuyabilirsiniz.

Yazarımız Pınar Görcelioğlu’nun Sevmediği Kitaplar

 Bibliyoraf Ekibi

Pınar Görcelioğlu yılın yarısında en sevmediği kitapların şunlar olduğunu söyledi:

  • Vahşi Kızlar // Rory Power
  • Ölmesi Gereken Kız // David Lagercrantz

Bu kitaplar hakkındaysa şu eklemeleri yaptı:

Yayınlandığı dönemde epey beğenildiğini gördüğüm için beklentim yüksekti ama maalesef Vahşi Kızlar bana umduğum hiçbir şeyi sunamadı. Bir adada özel bir okul olan Rexter’da, gizemli bir hastalığın ortaya çıkıp yayılmasıyla adada bulunan kızların kaderlerine terk edilişini ve hayatta kalma mücadelesini okuyoruz. Gelin görün ki harika bir psikolojik gerilim romanı olma potansiyeline sahip bu fikir olabilecek her şekilde boşa harcanmış. Ne bahsi geçen gizemli hastalık hakkında, ne ana karakterler hakkında, ne de kızların yaşadığı süreç hakkında doğru düzgün bir bilgiye sahip olamıyoruz. Belki de yazarın yapmak istediği buydu diye düşündüm ama öyleyse bile hikayenin içinde kalmakta çok zorlandığımı ve kurgudan biraz olsun keyif almadığımı söylemem gerek.

Bibliyoraf Ekibi

Sreig Larsson vefat ettikten sonra Ejderha Dövmeli Kız’ın efsanevi karakteri Lisbeth Salander’ın hikayesini, David Lagercrantz devam ettirmişti. Aslında Lagercratz tarafından yazılan ilk iki kitap Steig Larsson’ın yükselttiği çıtaya yetişir gibiydi, elbette Ejderha Dövmeli Kız ile başlayan orijinal üçleme gibi değildi ama bir daha göremeyeceğimizi düşündüğümüz Lisbeth ile yeniden buluşmak harikaydı. Ölmesi Gereken Kız seriye bir nokta koymak için yazılmış bir final kitabı ve maalesef serinin en kötü kitabı olmaya aday. Kitapta hem karakterler hem kurgu hem de olay akışı sanki alelacele yazılmış gibiydi. Ne Lisbeth’in tekinsiz cazibesi eskisi gibi, ne de o kitabı elden bıraktırmayan aksiyon dolu kurgulardan eser var. Larsson’ın ustaca yaptığı birden fazla birbirinden alakasız görünen olayı alıp ilmek ilmek birbirine bağlayarak finalde okura şok yaşatma yöntemini Lagercrantz da denemiş ancak ortaya vasat bir kurgu çıkmış. Neyse en azından bunun final olduğunu bilmek beni bir nebze rahatlatıyor. En favori karakterimden olan Lisbeth’in daha fazla acı çektiğini görmeyeceğim için memnunum.

Yazarımız Zeynep Öztürk’ün Sevmediği Kitaplar

Yazarımız Zeynep Öztürk 2021 yılının ilk yarısını şöyle değerlendirdi:

2021 yılının ilk yarısında hafif bir reading slump dönemindeydim. Bu durumun nedenlerinden biri de çok iyi olduğunu duyduğum ve beklentimin çok yüksek olduğu kitapları okuyup hiç sevememem oldu.

 Bibliyoraf Ekibi

Zeynep Öztürk sevmediği kitapları şu şekilde sıraladı:

  • Koku // Patrick Süskind
  • Gölge ve Kemik // Leigh Bardugo
  • Sis // Miguel de Unamuno

Bu kitapları bize şu sözlerle anlattı:

Hani bazı kitaplar vardır, okuyan okumayan herkes çok sever ve abarta abarta anlatırlar. İşte Koku tam olarak öyle bir kitap benim gözümde. “Bir Katil Hikayesi” olarak öne çıkan kitap ilk ve son elli sayfaları haricinde katilliğe ve cinayete dair hiçbir olay sunmuyor. Yaklaşık 160 sayfa boyunca ana karakterimiz Grenouille’ün münzevi yaşamını ve nasıl insanlardan ve kokularından nefret ettiğini okuyoruz. Karakterimiz ve kitap o kadar uyuşuk hissettiriyor ki okurken bir ara bayılacağım sanmıştım. Yazarın seçimleri ve üslubu da tıpkı kurgusu gibi banal ve sıkıcıydı. Koku, okurken tam bir işkenceye dönüşen bir roman oldu benim için.

Bibliyoraf Ekibi

Gölge ve Kemik, yılın başında okuduğum bir kitaptı. Normalde bu tür serileri çok sık tercih etmesem de dizisi çıkacağı için merak edip okumak istemiştim. Nitekim, kitabın sonunda keşke enerjimi böyle bir kitaba harcamasaydım dedim. Kitap, Bardugo’nun farklılık olsun diye Rus folklörü kattığı sığ bir fantastik klişesinden öteye geçememiş. Ayrıca beyaz bir kadın tarafından yazılan POC karakterler ve mekanlar da oldukça sığ ve performatif kalmıştı. Ana karakterimiz Alina Starkov son derece tahmin edilebilir bir kişiydi. Yine aynı şekilde Mal karakteri de Alina gibi tek boyutlu kalmıştı. Kitabın tek iyi yanı yan karakterlerin ilgi çekici ve gerçekçi hissettirmeleri olsa da ana karakterimiz bu kadar anlamsız görününce onların da hiçbir anlamı kalmamıştı. Her ne kadar Bardugo’nun bu kitabı ve seriyi yazma amacını ve isteklerini bir yönden anlasam da büyük bir kayıp ve başarısızlık olarak yorumladım kendisinin uğraşlarını.

Son yıllarda çok popüler bir kitap olan ve herkesin överek bahsettiği bir eser olan Sis, büyük beklentilerle başladığım bir kitap olmuştu. Fakat kitabı okumaya başladıktan kısa süre sonra aslında ne kadar büyük bir hata yaptığımı anlamış oldum. Karakterlerin ruh dünyasının sayfalar boyunca açıklandığı ve irdelendiği, olay örgüsünün değil de anlatılmak istenen temaların ön planda olduğu Sis benim açımdan çok büyük bir hayal kırıklığı oldu. Ana karakterimiz Augusto’nun kitabın ortasında başladığı ruhani yolculuk, olay örgüsünün hızındaki sorunlar ve genel olarak kurgunun son elli sayfaya kadar hiçbir yere gitmemesi benim kitaptan ve yazardan soğumama sebep oldu. Sis beni tam anlamıyla kilitleyen ve uzun bir reading slump dönemine sokan, her ne kadar okuduğum için memnun olsam da keşke zamanımı daha çok seveceğim bir kitaba harcasaymışım dediğim bir kitap oldu.

Yazarımız Aycan Güven’in Sevmediği Kitaplar

 Bibliyoraf Ekibi

Yazarımız Aycan Güven’in haziran ayına kadar okuduklarından sevmediği kitaplar şunlar olmuş:

  • Anxious People // Fredrik Backman
  • Second First Impression // Sally Thorne
  • Hacı Murat // Lev Tolstoy

Aycan Güven kitapları şöyle anlattı:

Anxious People, bir ev kiralayabilmek için banka soymaya giden bir kadının hikâyesiyle başıyor. Gittiği banka parasız bir banka olduğu için işler sarpa sarıyor ve kadın polisten saklanmak için bir apartmana giriyor ve o apartmanı gezmeye gelen potansiyel müşterileri de rehin tutuyor. Rehineler kadının bu durumdan kurtulabilmesi için ona yardım etmeye karar veriyorlar. Benim bu kitabı neden sevmediğime gelirsek, polisin rehineleri sorguladığı kısımlar insanı aptallaştıran cinstendi. Yorucuydu. Kitaptaki hiçbir karakteri sevmedim. Aynı zamanda komik olmak için çok uğraşıldığı, özel bir mesaj verebilmek için her deliğin yoklandığı çok belliydi. Sadece bütün insanların aptal olduğu söylendi durdu. Yani bu kitap bir avuç “aptal” insanı anlatıyor.

Bibliyoraf Ekibi

Nefret Oyunu’nu inatla okumayıp yazarın yazdığı diğer iki kitabını okuyup hayal kırıklığına uğrayan biri olarak, Second First Impression’ın ne kadar berbat olduğunu kelimelere sığdırabileceğimi sanmıyorum. Ruthie ve Teddy’nin birbirleri hakkında tek düşündükleri şey dış görünüşleriydi. Teddy, düzensiz, hiçbir şeye tahammülü olmayan (bir şampuan bile almayan) tembelin teki, baştan aşağı dövmelerle kaplı bir dövmeci. Yazarın, bu karakteri neden dünyanın en yakışıklı varlığıymış gibi boğazımıza dayadığına bir türlü anlam veremedim. Karakterlerin birbirleriyle konuşmaları kopuk ve anlamsızdı. Samimiyetsiz ve gerçeklikten uzaktı. Ruthie, yemek teklifine hayır dediğinde kızı taşıyıp arabaya götürmesi ne kadar saçma bir karakter olduğunu da bir miktar açıklamaya yardımcı olmuştur belki.

Rusların Tatarlara uyguladığı soykırımı bilmeseydim ya da Kafkas Kartalı Şeyh Şamil’i tarih okurken görmemiş olsaydım, bu kitabı okuyup Şeyh Şamil’i çok yanlış tanırdım. Hacı Murat’ın bir kahraman, Müslüman ve Çeçen olmasına rağmen kaçıp Ruslara sığınmasını, Çar’ın hizmetine girmesini ve Çar’a diz çökmesini sindiremedim. Bunu yapmasının sebebi ailesi bile olsa. Herkes tarafından bir kahraman olarak bilinen Hacı Murat, başka bir çözüm bulabilirdi. Demek istediğim şu ki, Şeyh Şamil’i bize yanlış tanıtan, Rus taraftarı gibi görünmek istemese de öyle olan bir kitaptı.

İşte Bibliyoraf ekibinin 2021 ilk yarısında beğenmediği kitaplar bu şekildeydi. “Peki Bibliyoraf ekibi ilk yarıyılda hangi kitapları sevdi?” diye soracak olursanız da sizi buraya alalım. Siz bu yıl hangi kitapları okuyup sevmediniz? Yorumlara yazmayı unutmayın!

Beğenebileceğiniz diğer yazılarımız:

başlık

Bu cümle kısa bir cümledir. Cümle kısa. Kısa. Cümle Kısa. Bak kısa cümle. Ay ne kadar da kısa bir cümle. Kısa. Bu cümle gayet de kısa. Bu cümle kısa bir cümledir. Cümle kısa. Kısa. Cümle Kısa. Bak kısa cümle. Ay ne kadar da kısa bir cümle. Kısa. Bu cümle gayet de kısa. Bu cümle kısa bir cümledir. Cümle kısa. Kısa. Cümle Kısa. Bak kısa cümle. Ay ne kadar da kısa bir cümle. Kısa. Bu cümle gayet de kısa. Bu cümle kısa bir cümledir. Cümle kısa. Kısa. Cümle Kısa. Bak kısa cümle. Ay ne kadar da kısa bir cümle. Kısa. Bu cümle gayet de kısa.

Ama fakat lakin. Ancak ve ancak. Ve. Çünkü. Veya ya da. Ama lakin fakat. Maddemki çünkü. Ancak ve ancak ki. İle. Ama fakat lakin. Ancak ve ancak. Ve. Çünkü. Veya ya da. Ama lakin fakat. Maddemki çünkü. Ancak ve ancak ki. İle. Ama fakat lakin. Ancak ve ancak. Ve. Çünkü. Veya ya da. Ama lakin fakat. Maddemki çünkü. Ancak ve ancak ki. İle. Ama fakat lakin. Ancak ve ancak. Ve. Çünkü. Veya ya da. Ama lakin fakat. Maddemki çünkü. Ancak ve ancak ki. İle.

Yazıyı burada paylaş:

Kitapların kahramana dönüştüğü yer.
İnternet sitesi http://bibliyoraf.com
Yazı oluşturuldu 193

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.