Edebiyatın Sendromlu Kadını: Madam Bovary

Edebiyatın Sendromlu Kadını: Madam Bovary

Dünya edebiyatının vazgeçilmez eserlerinden biri olan Madam Bovary, son zamanlarda okuduğum ve beni karmakarışık duygular içine atan bir kitap oldu. Gustave Flaubert, bu kitabını 5 senelik bir çalışmanın sonucunda ortaya koyabilmiş. Gelin bir de ders kitaplarında bile karşımıza çıkan bu esere bir de benim gözümden bakalım.

Madam Bovary: Edebiyatın Sendromlu Kadını

Flaubert; yakın çevresi tarafından takıntılı, ince eleyip sık dokuyan bir kişilik olarak tanımlanmaktaymış ve söylenenlere göre yazdığı her bir cümleyi saatlerce düşünen biriymiş. Yazarın Madam Bovary’i, çok sayıda sevgilisi olan ve daha sonra intihar eden Fransız ev hanımı Delphine Delamare’den esinlenerek yazdığı iddia ediliyor.

başlık

Eser temel olarak; saf ve tekdüze bir yaşamı olan doktor Charles Bovary ile zenginlik gibi çocuksu hayallere kapılan eşi Emma Bovary’nin yaşantılarını anlatıyor. Emma; içinde bulunduğu taşra yaşantısını, okuduğu romantik eserlerin onda uyandırdığı tutku ve şehvet duygularıyla gölgede bırakabileceğini, bu romanların hayatını heyecanlı kılacağını düşünmektedir. Çünkü yaşamın monotonluğundan sıkılmıştır ve hayatında hiçbir kararı kendisi alamayan Charles, ona bu mutluluğu yaşatamamaktadır.

Emma, Charles’tan günden güne uzaklaşır ve ondan tiksinmeye başlar. Bu sebeple mutlu olamadığı insanları ve hobileri bırakarak yeni eğlence arayışları içerisine girer. Kocası Charles aracılığıyla tanıdığı Léon ve Rodolphe ile arkadaşlık kurar. Fakat sonrasında yine aradığını bulamayarak kendisini dine adar. Ama arayışının ardında yitip giden koca bir hayat ve hayal kırıklıkları kalacaktır.

madam bovary

Madam Bovary, geçmiş dönemin hastalığı olarak nitelendirilse de, gelecek çağın da hastalığı olan çocuk kalmaktan vazgeçemeyen tipte insanlardan birisidir. Hatta memnuniyetsiz, çabuk sıkılan ve heyecan yaşamak isteyen Emma Bovary’nin ruh halini adlandıran bir tıp tanımı da mevcuttur: Bovarizm.

Madam Bovary: Edebiyatın Sendromlu Kadını
Tablo: Young Lady In A Boat, James Tissot

Flaubert’in yarattığı Emma Bovary karakterinin, 1892 yılında filozof Jules de Gaulthier’in tarafından psikolojik bir durum anlatılırken kullanılması üzerine bu psikolojik bozukluğa ‘Bovarizm’ adı verilmiştir. Bovarizm; psikolojide ötekine özenmek, onun daha iyi olduğuna inanmak, kendi kendinden uzaklaşmak, bir hayal dünyası içinde yaşamak, hayatla ilgili tanımlamaları hayallerdeki kurgular üzerine yapmak ve yaşananlarla istenenlerin birbiriyle örtüşmemesi olarak tanımlanmaktadır. Nitekim bu açıdan bakıldığında Emma’nın izinden giden birçok edebi karakter de vardır. Mesela bunlardan bazıları: Halid Ziya Uşaklıgil’in Aşk-ı Memnu adlı eserinden Bihter Ziyagil, Tolstoy’un eserine isim veren Anna Karenina’dır.

başlık madam bovary

Eser, On dokuzuncu yüzyıl Fransız edebiyatında realizm akımının ana taşıyıcısı olarak kabul edilmektedir. Ana karakter Madam Bovary, toplum tarafından ahlaksızlıkla suçlanır. Lakin Flaubert, eserinde burjuva yaşamının gerçekçi tasvirini yazmıştır. Etkilendiği akımın özelliklerini taşıyarak gerçek hayatı konu almaktadır. Bu sebeple de Madam Bovary okuyucusuna yaşanmış ve yaşanabilir olaylar sunar.

Onun sandığına göre aşk, şimşek pırıltıları ve gök gürültüleri ile kendini birdenbire gösterir, göklerden düşüp hayatı altüst eden, iradelerimizi birer yaprak gibi söken, bütün kalbi uçuruma sürükleyen bir kasırgaya benzerdi.

Madam Bovary, Gustave Flaubert

Yazarın üslup olarak sade bir anlatımı var; bunun en büyük sebebi de realizm akımının, sanatı klasik veya romantik akımların yapaylığından arındırmayı amaçlamasıdır. Beni kitapta rahatsız eden noktalardan biri Madam Bovary’nin çarpık bir aşk görüşüne sahip olması ve zinada bulunmuş olmasına rağmen kendisini haklı çıkaracak sebepler üretmesiydi. Çoğu karakter yaşanılan yasak ilişkilerden zamanla pişmanlık duyar, ama Madame Bovary’de bu davranışın tam aksini görüyoruz. Ona kalsa ölüler bile onun yasak aşklarını destekliyordur.

başlık

Bu kitap benim adıma bir ilki gerçekleştirdi: Bir eser içindeki hiçbir karakteri sevemedim. Charles Bovary’e ilk başta gerçekten üzüldüm; çünkü Emma tarafından aldatılmakla kalmıyor, üstüne bir de aşağılanıyordu. Annesinin baskısıyla yaptığı ilk evliliğin ardından kendi seçtiği ve aşık olduğu kadın ile mutluluk içerisinde sakin bir yaşam süreceğini sanıyordu. Öte yandan Emma ise ona bambaşka beklentilerle gelmişti.

Benim Charles’e karşı sempatimi öldüren sebeplerin başında kafasını kuma gömerek hiçbir şeyi görmemekte diretmesi ve ardından da olanları idrak ettikten sonrasında da tepkisiz kalması geliyor. Bir kez olsun kendisini savunup her şey yolunda oyunu oynamasaydı durumu daha farklı olabilirdi.

Emma Bovary’e gelince… Kendisine büyük bir nefret duyuyorum ve çok kızıyorum. Charles ona sevgisi dışında hiçbir vaatte bulunmazken evlilikten aradığını bulamayınca farklı entrikalar içerisine girerek kendini küçük düşürmesi ne kendisine yaradı ne de onu seven tek kişi olan Charles’a.

başlık madam bovary

Her sevinç bir lanet, her zevk bir iğrenme gizliyordu ve en iyi öpücükler, dudaklarda gerçekleşmesi imkansız daha yüksek bir şehvet özlemi bırakıyordu.

Madam Bovary, Gustave Flaubert

Gustave Flaubert’e Madam Bovary’nin kim olduğunu sorduklarında tuhaftır ki ‘Benim!’ diye cevap vermiştir. Bu cümleden yola çıkarsak, kanımca, Madam Bovary’nin, ilk aşığı olan Léon karakteri ile yazarın özdeşleştiği gerçeği ortaya çıkıyor. Her ikisi de yaşantısından memnuniyetsiz, heyecan arayan ve tutku dolu insanlar. Ne var ki Léon’un kurulu düzenini bırakma ve yeni şehirlere seyahat ederek aradığını bulma şansı varken, evli olan Emma Bovary’nin böyle bir şansı yoktu. Bu sebeple de kendisini evlilik yoluyla tutsak edilmiş bir mahkum gibi hissediyordu. Yazarımız ise evliliğe sırt çevirmiş ve kendini sanatına adamış biriydi.

başlık

Flaubert’in yarattığı karakter üzerinden kendi çalkantılı ruh hallerini ve yaptığı psikolojik analizleri başarıyla aktardığını söyleyebilirim, belki de Emma karakteri okuyucusunu delirtmeyi bu sayede başarıyordur. Kitap üzerine istişare ettiğim birçok kişinin derin bir nefes alarak ismini zikrettiği Madam Bovary, edebiyat dünyasındaki yeri kadar şüphesiz okuyucusunda da derin izler bırakıyor.

Benim için eserin başarısını baltalayan -veya eseri sevmem pek de yardımcı olmayan- unsurlardan birisi, okumuş olduğum yayınevinin 19. baskıya gelmiş olmasına rağmen yazım ve noktalama hatalarının düzeltilmemiş olmasıydı. Bir diğer unsur ise hiç şaşırtmayan ve beklenilen bir sonun yaşanmasıydı. Madam Bovary hayalleriyle yükseklerde uçarken daha en başından kitabın sonunu tahmin etmek beni hiç zorlamadı. Belki Flaubert ters köşe yapar ya da araya farklı olaylar ekleyerek şaşırtır diye düşünmek istedim, lakin benim beklentimi gerçekten hiç ama hiç karşılayamadı.

Eser benim için, üzülerek söylüyorum ki, hayal kırıklığıyla noktalandı maalesef. Ben pek sevemediğim için önermiyorum, fakat edebiyatın yapı taşlarından olduğu için edebiyat düşkünü bir okuyucu açısından esere bir göz atmak belki de yararlı olabilir. Kitap hakkındaki düşüncelerinizi yorumlara yazmaktan çekinmeyin, görüşmek üzere.

Beğenebileceğiniz diğer yazılarımız:

Ama fakat. Lakin veya ve. Ancak ve ancak. Ya da çünkü. Belki de ki. Ama fakat. Lakin veya ve. Ancak ve ancak. Ya da çünkü. Belki de ki. Ama fakat. Lakin veya ve. Ancak ve ancak. Ya da çünkü. Belki de ki. Ama fakat. Lakin veya ve. Ancak ve ancak. Ya da çünkü. Belki de ki. Ama fakat. Lakin veya ve. Ancak ve ancak. Ya da çünkü. Belki de ki.

Sabah kalktım. Bugün yine çok geç kaldım. Arkadaşlar. Güneş parlak. Öğretmen kızdı. Sabah kalktım. Bugün yine çok geç kaldım. Arkadaşlar. Güneş parlak. Öğretmen kızdı. Sabah kalktım. Bugün yine çok geç kaldım. Arkadaşlar. Güneş parlak. Öğretmen kızdı. Sabah kalktım. Bugün yine çok geç kaldım. Arkadaşlar. Güneş parlak. Öğretmen kızdı.

Yazıyı burada paylaş:

Kitapların kahramana dönüştüğü yer.
İnternet sitesi http://bibliyoraf.com
Yazı oluşturuldu 194

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.